31 Mayıs 2010 Pazartesi

G-GEÇMİŞ


"Geçmişin gerçek imgesi uçucudur. Geçmiş ancak, bir daha görünmemek üzere kendini gösterdiği an, birden parlayıp aydınlanıveren bir resim olarak yakalanabilir."

Walter Benjamin, 'Tarih Kavramı Üzerine'


Resim:'Cancale', François Avril, 2003

29 Mayıs 2010 Cumartesi

T-TAVŞANIN DÜŞÜ



Bugün yemek "yok"tu. Ben de 62'den yaptığın
tavşanın düşlediği havucu yedim.
Daha sonra yenisini çizersin.



23.02.2009

A-AYNADA


Seni giysem ben de giymiş sayılır mıyım?
Nasıl ayna olabilirim?
Onu giyince beni giymiş olur musun?
"Uzun uzun soyunmadım" uzun uzun nasıl seyredilir?
Çeneni ve omzunu çok seviyorum...
Sirkeli su olmak istiyorum...Parasetamol olmak istiyorum...


25.02.2009

Resim: 'Aynada Saçını Tarayan Kadın', Edgar Degas, 1887

H-HARİTA

B-BËNLİ


BİR BEN VAR BËNDE BENDEN İÇERİ, DELİKANLIYSAN ÇIK DIŞARI

Vardır elbet Bënli Bëlkıs’ın da Benlik/Ego dertleri. Bir kere orospuya “Orospu!” derler ki çocuğuna da orospu çocuğu diyecekler. E.G.O. vardı eskiden, şimdi yoksa da muadili bir şey vardır; işte faturalar falan... Yaşamak-hayatta kalmak ikileminde tabii ki hayatta kalmayı küçümseyemez; ama vardır bëninde Benliğin izleri ve nedir?..

Geçgeçgeç...

“Kapalı e” (ë), varsa harflerin egosu, alfabenin bedeninde Benliğin izi midir? Bëlkıs’ın yanağındaki bën neyin izidir? İnkılap (devrim ya da ihtilal değil sadece inkılap)dildeki izi silemediyse (Bëlkıs’ın ë’sini yazdırmıyorlar), bedendeki izi (Ben’in e’sini yazabiliyoruz)nasıl silecek.

Geçgeçgeç...

“Belle de Jour”un hazzını paranteze alalım, bir yerde dursun; ağır işçi olarak orospunun Ben’i bedende bir izdir. İz... İmge olarak güçlü olmasının önemi yok, belirsiz... Yazıp da sildiğimiz ama silince dahi belli belirsiz görünen sözcükler gibi.

Geçgeçgeç...

Beden benliğin sınırı. Barbarlar sınırları zorlar. Orospunun bedeniyse bir çeşit “no man’s land” ya da “yes man’s..”, sınır ihlali yok. Oysa bir kadın “Bana böyle davran” der taktığı bir küpeyle, sesiyle, bakışıyla, yanağındaki bënle.

Geçgeçgeç...

Ben’in bedendeki o belirsiz izi, barbarlar için arzunun “belirgin” nesnesidir. “Bana böyle davran”ı ihlal etmeye bir çağrı: “Sana şöyle davranacağım.”

Geçgeçgeç...

Bëlkıs aynada kendine bakar. Bënini görür... Kendimizi ancak bir başkasında görebilirsek eğer, Bëlkıs’ın aynasında Ben’imizi görebilir miyiz?

Geçgeçgeç...

“Bilinçdışı dil gibi yapılaşmıştır.” Yani “iyinin ve kötünün ötesinde”. Öyle, olduğu gibi olan ve oluş halindeki her şey.

Geçgeçgeç...

Orospunun aynasında Ben’imi gördüm. Ama hâlâ bir Ben var bënde benden içeri, delikanlıysan çık dışarı.

Mayıs-2009

28 Mayıs 2010 Cuma

U-UMUT-2

Neşeli ol ki sen kimsin

UMUT-2

“Amicus Plato sed magis amica est veritas.” - Aristoteles

“Neşe”, gösterir.
Dışımızda olup bitene dair bir açıklık, öngörü içerir. Küskünlük gerçekliğin büyük bir kısmını reddederken neşe en acı verici, yıkıcı ve saçma durumları bile olumlamaya elverişlidir. Yani acıyı, hüsranı ve kederi de içerir. Bu yüzden gerçeğe daha sadıktır. “Ben kimim?” sorusunun yanıtının “küskün ben”den çok “neşeli ben”de doğruya daha yakın olduğuna inanmak gerek.
“Neşe” gerçekliği kucaklamaya, ideal olandan çıkardığımız tüm kavramlardan daha fazla olanak verir. “Küskün ben” kederlenmeyi arzu eder; çünkü kederliyken kaybettiklerimizin hatıralarını, kaybettiğimiz hatıraları çağırırız. Ve sevgilinin neşesi “şimdi”dir, bizi geçmişten kurtarır, âna götürür. Ben buradayım sevgilim, sen neredesin ya da neredesin sen. Aristoteles doğru söylüyor ve bunda inat etmek de gerekli. Heyhat âşığım. O yüzden “Amicus veritas sed magis amica est ... .”


16.03.2009

U-UMUT-1

Üsküdar-Beşiktaş arasında çalışan tekneler var ya, Umut-1, Umut-2 falan… Bu yazılar da “aramızda gidip gelen”e dair olsun.

UMUT-1

Kanıta karşı umut... Şöyle şöyle olduğu için, şunlar falan var diye, bunlardan dolayı.. “bu” olacak. Bu, “beklenti”... Sanki geçmiş deneyimlerin şablonlarından yapılan bir çıkarsama. Oysa umut her zaman kanıta karşı umuttur. Kendi ürettiğimiz, kendimize mal ettiğimiz düşüncelerden gelmiyor, “hayvani bir cesaret”ten geliyor belki de. Algıladığımızdan çok daha fazla cesarete sahip olduğumuz, “hayvani” bir özden geliyor.
İçinde bir doğallık var. Kendinden önce olmuş olandan değil, ona rağmen ortaya çıkan bir “doğuş”: Ansızın bir kopuş gerçekleşir ve geleceğe dönük bir şey olarak umut ortaya çıkar. Yeni doğan bir şey gibi. Bu yüzden çocukluk bir “umut hareketi”dir.
Yine de benden kanıt istiyorsan, soğuk havalarda taktığın şu komik beren var ya, işte onda umut var.

“Altı kaval üstü şeşhane” Playlist’e bir de “klasik” ekledim; mail’ın ruhuna uygun: "Alabalık Beşlisi"...



13.03.2009