Yolunu şaşırmış bir ok. “İşte bu”nun olanaksızlaştığı bir hal. Her seferinde ıskalanan, her ıskalanışta da tekrara yol açan. Adlandırılamadığı için delinip geçilemeyen, tam olarak da bu yüzden bir fazlalık olan. Yani gerçek.
18 Nisan 2010 Pazar
S-SEN DE FAZLA OLUYORSUN
Yolunu şaşırmış bir ok. “İşte bu”nun olanaksızlaştığı bir hal. Her seferinde ıskalanan, her ıskalanışta da tekrara yol açan. Adlandırılamadığı için delinip geçilemeyen, tam olarak da bu yüzden bir fazlalık olan. Yani gerçek.
O-OROSPU ÇOCUĞU
Pencerenin önündeki, korkulukla kapatılmış boşlukta oturuyor çocuk. Beş altı yaşlarında falan. Kolonyayla ıslatılıp sola doğru taranmış saçları –ki erkek çocukların saçları sağa doğru taranır, temiz gömleği ve kısa pantolonuyla gezmeye giden çocukmahzunluğu var üzerinde.

Sokağın karşısındaki evin penceresinde patlak gözlü genç bir adam, kamyonun kasasına resmedilmiş manzaraya dikmiş gözlerini, parlak turuncu güneşe bakıyor. Güneş adamın bakışını delmiş, sadece elindeki sigarayı ağzına götürdüğünde onun yaşayan bir şey olduğunu anlıyor çocuk.
Sıkıldım. Tamam oğlum, tamam. Rimel, far, allık, ruj, saçlara fısfıs, tırnaklar sabahtan ojeli. Ucuzluktan alınmış hepsi. Bir tek kırmızı makyaj çantası Almanya’dan gelmiş, oranın ucuzluğundan. Dalgalandım da duruldum, koştum ardından yoruldum. Sıkıldım. Tamam oğlum, hadi.
Küçük havuzda gazoz kapağını yüzdürüyor. Sinemada şöyle olur: Bir düğmenin ayrıntı çekimini büyük insanlar, hmmm şimdi sinemadayız, kamera diye bir şey var diye seyreder. Küçük insanlar ise Güliver Cüceler Ülkesinde. Gazoz kapağı havuzun kenarından çarpa çarpa gidiyor. Masada semaver var. Kadın sigara içiyor. Arada yoldan geçen adamların bakışları kadına takılıyor. Kadın troleybüsü seyrediyor. Hayvanat bahçesindeki bir hayvana benzetiyor adının aklına gelmediği. Elektrikler kesilmese bari. 22: Eminönü-Bebek. Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır.
14 Nisan 2010 Çarşamba
K-KURCALA

2003’te Ali Karadoğan Lütfi Akad’a bir röportaj yapmış, soruyor:
“Dışarıda Halil’le olduğunda ve ev kadını gibi yaşamaya başladığında (Sabiha’nın) saçları daha siyah, sazda ise biraz daha açık renklidir.”
Akad’ın cevabı şöyle:
“Öyle bağlantılar varsa ondan dolayı değişik olabilir. Ben de şimdi anımsıyorum ama seyredersem hatırlarım. Ahretten bir soru gibi geldi şimdi. Ne yapacaksınız bunları siz? Filmi seyredin, dokunuyorsa size, kalbinize dokunuyorsa o kadarla yetinin. O güzel bir şey. Ama didiklediğiniz zaman filmi bozarsınız. O şey kalmaz sizde, tadı kalmaz."
Karadağ muhtemelen bu cevaba bozuluyor, ya da bir hayal kırıklığı belki:
“İncelemeyi yaptıktan sonra daha fazla lezzet aldık.” diyor. Akad bu kez (herhalde içinden “bu entel-dantel tayfası…” gibi bir şeyler söylüyor) neredeyse tersler gibi:
“Yani şimdi karnıyarık gelmiş didikle, kıymaları bir tarafa ayır, üstündeki domatesi tabağın kenarına koy, bilmem ne yap, derisini yüz, sonra yemeğe kalk. Filmi bu hale sokuyorsunuz, seyredin keyfini alın” diyor.
Başka bir yerde filmin şarkıları üzerine sorulan bir soruya “O şarkılara ben yabancıyımdır .” diyor.
Akad’ın tavrı çok da yabancısı olmadığımız bir tavır: “Tamam, bunu ben yaptım ama üzerinde o kadar da düşünmedim. Derin anlamlar aramanın bir gereği de yok.” Akad gibi sinema üzerine düşünmüş, sinemaya yön vermiş, üç tane isim sorulsa büyük yönetmenlerden biri kendi adı olacağı aşikâr bir yönetmen, ne yaptığı üzerine düşünmüyor, hatta fazla düşünülmesinden de hoşnutsuz, “Kurcalamayın” diyor. Kaç kuşağı etkilemiş, artık toplumsal-kültürel bir mevhum olmuş filmi üzerine düşünmeyen bir yönetmen.
İnsan, neden o değil de bu siyasi görüşlere sahip olduğunu, neden öteki değil de beriki takımı tuttuğunu, diğer kitabı okuduğunu, şu resmi yaptığını, onunla değil de bununla dost olduğunu, diğerine değil de buna âşık olduğunu, sormaz mı? “Seyredin, keyfini alın” diyor, “kurcalamayın”. O zaman anlıyoruz işte Yılmaz Güney’in neden büyük yönetmen olduğunu. O kurcalıyor. Hayatı da…
Etiketler:
hareketli imaj blokları,
in memoriam,
K
G-GÖZYAŞLARIN BOŞUNA

Senden bana ne kaldı
Bir hatıradan başka
Bir daha geri dönmem
Yalan kattığın aşka
Kalbimi kıra kıra
Bıraktın bir hatıra
Günahını yalancı
Dudaklarında ara
Gözyaşların boşuna
Düşmem artık peşine
Yansın yüreğin yansın
Şimdi de bende sıra
Al götür sevgiline
Sevenin varsa yine
Aşkın bir zehir oldu
İçimde dura dura
ŞÜKRAN AY, 'Kalbimi Kıra Kıra'
Etiketler:
G,
hareketli imaj blokları,
hususi varlık,
in memoriam,
ses blokları
S-SABİHA

SABİHA: Belki bir diyeceğin vardır.
HALİL:Ne olsun?
SABİHA:Bilmem belki vardır dedim.
HALİL:Olsa söylerim.
SABİHA: Söyler misin?
Etiketler:
hareketli imaj blokları,
hususi varlık,
in memoriam,
S
V-VESİKALI YARİM

SABİHA: Benim yüzümden hep bunlar. Ya ölecek, ya öldüreceksin. Niye geldin? Gelmeyecektin?
HALİL: Geleceğimi biliyordun ama? Nedir istediğin?
SABİHA: Bilmem… Sıkıldım belki. Yetti belki. Her birimiz yolumuza gitsek.
HALİL: Yolumuz?
SABİHA: Öyle…
HALİL:Birleşti biliyordum
SABİHA: Yok. Birleşecek gibi değil. Benim yolum başka. Seni tanıdıktan sonra anladım. Senlen beraber olduktan sonra. Sevgi de yetmiyormuş. Çok eskiden rastlaşacaktık.
Etiketler:
hareketli imaj blokları,
hususi varlık,
in memoriam,
V
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
