18 Ekim 2010 Pazartesi

F-FRENCH KISS


Karşıma alsam bir kareyi, hasbıhal eyleyelim desem, anlatacağı en son şey dört açısının birbirine eşit olduğudur. Çok mu fazla, gün boyu taşıdığımız vücudumuzu hissetmediğimiz konuşmalardan bıkmış olmak, gözümüze kaçmış bir kirpik gibi cümleler duymayı beklemek; her zaman değil, arada, bazen, dilin en iyi işlevinin sadece Fransız öpücüğü olmadığını hissetmek.

H-HAPİSHANE


Kapıyı itip duruyorsun odadan çıkmak için. Açılmıyor. Dönüp duruyorsun odanın içinde sıkılarak, oflayıp puflayarak. Tekrar deniyorsun, daha bir güçle. Olmadı, bir omuz atıyorsun, belki kırılır diye. Yok, bana mısın demiyor (“Masa” gibi). Öfkeden duvarları tekmeliyorsun, pencereye gidip, atsam şurdan kendimi de kurtulsam diyorsun. Sonra, ertesi gün oluyor ve başlıyorsun yine zorlamaya. Çıkmak lazım, gitmek lazım, özgür olmak istiyorsun; hayat kaçıyor. (“kaçan kovalanır” hesabı). Tabii bir ertesi gün ve onun ertesi günleri de var. Bastiani Kalesi gibi, çıkmak o kadar kolay değil.

Çıkmak için, kilitli olmadığını anlamak için çekmek yerine itmeye çalışıyorsan o oda hapistir zaten. Ve bu mesel de zekânın önemine dair değil yalınlıkla ilgilidir. Zekâyı çok önemsiyorsan eğer aklın bir hapistir. Tünel kazmalı, en derine. Ya da…

P-POZ DEĞİŞTİRME


Partiler… Siyasal olanı değil, eğlenelim diye yapılanlar. “Parti veriyorum” Türkçeye ne kadar yerleşmiştir, bilmiyorum. “Sağ olun ben almiim” ise pek çok başka durumda da kullanılan yaygın ironik cevaplardan. Basit cevaplardan; reddedici olmaktan ziyade dışarıda kalmayı tercih ettiğini işaret eden...

Ben partilerden korkarım. Uyumsuz davranıp canımı ve canı sıkılmayanların canını sıkma ihtimalinden değil, “sağ olun ben almiim” diyemeyip orada olmayı şu ya da bu nedenle seçip uyumsuzluğu içe atıp saklayarak, erteleyerek, köşeli bir ayracın içinde tutarak katlanmayı becerebilmekten dolayı korkarım.

Parti insanlarından da korkarım. Yaşadıklarını hissedebilmek için kendi kendilerini kışkırtıp duran insanlar… Bir kısmı çok seksi ve çekici görünmek için, bazıları zeki ve nükteden olduklarını göstermek için (herkes kendinde olmadığını varsaydığının tersini mi göstermeye çabalar, olmayan üzerine hükmü olduğundan diğerinin olduğunu mu varsayar) didinip dururlar. Öyle midirler, değil midirler bunu anlamak zor. En azından benim için zor, iyi gözlemci olmadığımdan ya da başka şeyleri gözlediğimden herhalde. Ama o çaba, o çaba yok mu… Üstelik bunlar kabul edilebilir çabalar; ne kadar varlıklı ya da iktidarlı olduğunu gösterme çabalarını saymıyorum bile (eh, o kadar namus bende de var, bu çabaların mekânlarında olmayacak kadar bir ortodoksiyle sahibim çok şükür ki.).

Bir partiye gidiyorsanız pozunuzu değiştirmek zorundasınız. “Sağ olun ben almiim” seçeneğini kullanmadıysanız, sorarlar adama niye geldin, diye. “İkinci sınıf Camus kahramanları giremez” levhası asılmamışsa Camus’yü bilmediklerinden, hatta anlamadıklarından değil, uymadığından, eğlenceyi bozacağındandır. O zaman?.. Gitmeyeceksin ya da değiştireceksin pozunu, karşıdan değil de şöyle hafif bir yan duruş…En iyisi hiç vesikalık çektirmemek. Nicholai Hel gibi, kimse çekemesin fotoğrafınızı. Zor iş.

15 Ekim 2010 Cuma

E-EYLEM




















HÜLYALI GEMİ

Nehrin kıyısında durup,
sonra bir aşağı
bir yukarı
hızlı adımlarla...

Karşıya geçmemek,
bir türlü geçememek
öte yakaya…

Nasıl tayfa olacaksın
kıyısı olmayan okyanuslarda dolanan
hülyalı gemilere.

Şiirimi boş ver,
saat kulesine taş attım
ve durdurdum
ve şimdi başlıyor zaman.

Eylem! Eylem! Eylem!


Jacques Chausson, ‘Hermes’in Kanatlarında’, 1617


Resimler: Rene Boyvin, 1661; A. Lorenzetti’s Injustice, 1365

8 Ekim 2010 Cuma

SİNEK KIZI

Argia, Polinikes'in karısı.Kardeşiyle tutuştuğu savaşta düşmanla işbirliği yapan Polinikes aşağılanarak öldürüldü ve cesedi dini merasim yapılmadan yok edildi. Argia yıllarca kocasının cesedini aradı ve bu arayış sırasında pek çok aşağılanmaya maruz kaldı. Sonunda Polinikes'in cesedini bulunca gözyaşları ve öpücüklerle onu diriltmeye çalıştı. Bütün uğraşlarının boş olduğunu anlayınca Polinikes'in cesedini yakıp küllerini bir kaba koydu. Kabın içindeki küller Argonotların şefi İason tarafından Altın Post'u ararken geçtikleri Bosforus'ta denize serpildi. Rüzgârın havada uçurduğu küllerden Argia'nın gözyaşları Boğaz'a karışırken Polinikes'ten kalanlar karaya saçıldı. O zamandan beri çobanların, koyunlarını Polinikes'in küllerinin düştüğü yerde biten çiçeklerle beslediği söylenir.

25 Eylül 2010 Cumartesi

B-BÖYLE DEMİŞTİN


“Ân”ın geçmişin ve geleceğin içinde devinim halindeki zaman olduğu fikrine uzak olanlar ya geçmiş’in ya da gelecek’in mitleştirilmesine yaklaşan bir moebius sarmalında dönüp dururlar. (…) Geçmiş’e yakın duranlar “Evvel zaman içinde ve ne güzel evvel zamanlardı onlar” hisleriyle donakalıp ân’dan kaçarlar ki bunlara sözcüğün olumsuz anlamıyla nostaljik diyoruz. Romantizmin, muhafazakârlığın ve melankolinin temel duygusal yatırımı olan nostaljinin radikal reddi gelecek’in fethidir ve her tür radikalizmin ikametgâhı burasıdır. (…) Muhafazakâr fikriyatın söylemi “işte böyleydi”, mutlak bir hakikat gibi öne sürülür. Bu, gündelik hayatın nevrozunun dilinde “böyle demiştin” diye tercüme edilebilir. Israrla “önce” öne sürülür ve bugün kovulur. Bugüne ilişkin nesnel bakış tamamen askıya alınmıştır. Bireyin bütünlüğünü sağlayan kendi değerleriyle uyumlu olan süreçler dahi göz ardı edilir, geçmiş ısrarla bugünü sürgün eder: Böyle demiştin! (…) Söylenmiş olan yapılana önceldir, çünkü geçmişin imgesi “eyleyen” değil “sözel”dir.

'Ertelemenin Politik-Psikolojisi', Sigfried Telemann, 2007


Resim: 'Et in Arcadia Ego', Nicolas Poussin, 1630

B-BURADA HER ŞEY GERÇEKTİR












































'Corto Maltese'- Mu, Hugo Pratt, 1988