4 Eylül 2010 Cumartesi

A-ANDROİDLER...


Batty: I've seen things you people wouldn't believe. Attack ships on fire off the shoulder of Orion. I watched C-beams glitter in the dark near the Tannhauser gate. All those moments will be lost in time... like tears in rain... Time to die.

Rautger Hauer, 'Bladerunner', Ridley Scott, 1982

K-KEDİ BİŞEY İSTE


Sanki kedi en çok beni seviyor gibi gelirdi. Gece sol tarafıma gelip kolumun üstüne yatıp uyur, arada bir koltukaltımı yalardı. Tabii bilmiyor, oramdan gıdıklanmam. Bir sigara yaktığımda boştaki elime burnunu sürtüp sev beniler, gözlerini gözlerime dikip seni seviyorumlar, eskisi kadar olmasa da aşk ısırıkları ve tabii hadi ilgilen mânâsında kısa “maev”lar, bu kedi en çok beni seviyor demek için yetermiş gibi. Yetmezmiş. Şimdi ölecek mi, ölmeyecek galiba; ama çok acı çekiyor. Yemiyor, içmiyor, sesi bile çıkmıyor. Yalpalayarak iki adım atıp olduğu yere yatıyor. Hiçbir şey istemiyor. İsteyemiyor. Açık tutabildiğinde gözlerini, kafası yan yatmış vaziyette iki duvarın bitiştiği yere dikiyor, öyle bakıyor. Kediler duvarlara bakabilir. Hah! Hah! Kedi dedi ki, isteyemiyorum, çok acı çekiyorum. İstememek kediyi öldürür. Hah! Hah!

Bişey istesene Allahın belası, bişey iste.

19 Ağustos 2010 Perşembe

B-BU DOĞRU-3


SEVME EMEĞİ

Benjamin’in (yine Benjamin) “Son bakışta aşk”ı. Kendindeki o’nu (hadi buna “yanılsama” diyelim) reddetmeden o’nu (anladığın-anlamadığın, gördüğün-göremediğin o. Kendi içsel değeriyle o) sevebilmek. O’nun hep “o” olarak kalmayacağını, değişeceğini, değiştiğini bilerek.

40’lı yaşlarında bir kadın: “Biri ne zaman ‘Seni seviyorum’ dese, amanın, tehlike var, kaçmak gerek diye düşünürüm. Çünkü kim bunu dediyse hiç iyi şeyler olmadı.” Vaktiyle köpek ısırmışsa, “köpek”, ısıran bir varlık olarak kalır ya, oysa aynı zamanda oyun oynanacak, tüyleri okşanacak bir varlık da olduğunu öğrenene kadar.

20’li yaşlarında bir kadın: “Beni anlamasını değil, sevmesini istiyorum.” Bir feryat. Feryat ama, gerçek bir şey. Neye ihtiyacı olduğunu biliyor. İhtiyaçtan dolayı birini sevmezsin ama onun sevmesine ihtiyaç duyarsın. Sonra da onun ihtiyacına cevap verirsin “göstererek”.

B-BU DOĞRU-2


ANLAMA ÇABASI

“Beni bir tek sen anlıyorsun.”
Tamam, bu abartılı diyelim. “Beni ne kadar iyi anlıyorsun!”
Daha makul gibi… Oysa soru hali daha gerçek: “Beni ne kadar iyi anlıyorsun?”
Cevap: “Kendini ne kadar iyi anlatıyorsun?”
Anlama kabiliyetsizliğinden, anlatma beceriksizliğinden değil. Bütün psikoterapi tekniklerini bilsen de, bütün yazma-anlatma yollarına vâkıf olsan da anlama-anlatmanın sınırlarını geçememe mahkûmiyeti.

Çaba sarf etmek, sadece bu. Sızmak için, nüfuz etmek için çaba sarf etmek. Hiçbir zaman da tatmin edici olmayacağını bilerek.

B-BU DOĞRU-1


O DEĞİL, BU!

Şimdi bir şeyler yapıyoruz ve bu, bu, bu katılamaz. Sen, o ve o var ama onlar yok. Ne kadar dışlayıcı... Sen varsın ama o yok. Ha, seçilmemiş olanın çok da umurunda mı, değil, pek umurunda değil, belki bazen ya da birisi dert edebilir ama öyle pek umurunda değil. Seçenin ise onu seçmemiş olması neredeyse hastalıklı bir keskinlik. Hastalıklı gibi görünmesi (“görünmesi”, çünkü “sağlıklı” olan bu.), içten gelen, neredeyse ne olduğunu bilmediği bir dayatmayla ilgili olması. “O adam kötü, çünkü bunları bunları yaptı, şunu söyledi, kaşı gözü de şöyle oynuyor; o yüzden onu seçmedim” gibi sadece deneyimle ilgili değil. İçeriden bişey zorluyor. “Bu kadın yürüdüğü gibi düşünüyor, işte bu yüzden o”. Tamam, bu ama yine de neden bu? Zorlayan, “zorunlu olarak bu” dedirten bişey var. Öz mü dersin, bilinçdışı mı dersin, ne dersen de. İçeriden geliyor.

G-GÖZDEN GEÇİRME-4



BASİRET

Yapılması gerekeni kendini dayattığı zamanda yapmak. Ya da olgunlaşmamış olanı erkenden, vakti gelmeden öne almak.

Su damlatan bozuk musluğu yüksek meblağlı bir fatura (aşağılık faturalar ve aşağılık kredi kartları) gelmeden tamir etmemek. Kanser olup sürünmeden (bedenim bana ait) sigarayı bırakamamak. Barbarlar kapıdayken meleklerin cinsiyetini tartışmak (Evet, bu mühim, yoksa intelect nasıl gelişirdi. Ama barbarlar da kapıda. Bir bakıver, yağma, katliam, tecavüz… Ne oluyor orada)

Fani olana mesafeli bir üstten bakış.
Basiret eksikliği…

18 Ağustos 2010 Çarşamba

G-GÖZDEN GEÇİRME-3


ISLIK ÇALMAK YOK

Evren sınırlı ama sonsuzmuş. Paradoks gibi ya da laf cambazlığı… Yıldızlar, gezegenler, kuasarlar, kara delikler bir yerde bitiyor. Tam nerde bitiyor onu bilmiyoruz ama bitiyor. Sınır burası. Sonrası sonsuz. Sınırın bittiği yerde son başlıyor. Optimistler “Bişeyin bitişi başka bişeyin başlangıcıdır” diyecekler. Halbuki bir kara delik bile, kendi içine gömülmüş, kendi üstüne katlanmış, tasarlanamayacak yoğunlukta bir bilye tanesi olsa da, henüz var olduğuna göre bir yıldızdır. Diğerlerini tartışmaya bile gerek yok. Kuyrukluyıldızlar, asteroidler bile var. Sınıra dahil… Sınır bitince başlayan sonsuz safi karanlık. Burada karanlığa alışmak, korkmuyorum canım demek için ıslık çalamazsın, malum ses havada ilerler.